Eramus hayatının en güzel dönemi mi gerçekten?

Herkese merhaba,

Tekrar bloglarımdan birinde buluşmak ne kadar güzel. Son blogumda bahsettiğim gibi şuan Erasmus’tayım. Alışmaya çalışıyorum denebilir. Lyon’a geleli 3 hafta oluyor ve inanır mısınız Nijmegen’ı özlediğim için ziyarete gittim bile. İnsanın sadece 2 yıldır yaşadığı bir şehre evim diyebilmesi ve özlemesi gerçekten beni hayrete düşürdü. Yaz tatilinin sonunda buraya gelmek için bavullarımı toplarken üniversite hayatımın yeni bir bölümüne başlıyor olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Erasmus sonuçta. Herkesin harika hikayeler anlattığı, hayatının en güzel zamanını geçirdiği, bol bol gezdiği bir dönem. Benim de tabii ister istemez beklentilerim oluştu. Aklımda her şey iki sene önce Nijmegen’a ilk gittiğimdeki gibi olacaktı. Bir sürü yeni öğrenci yani bir sürü yeni arkadaş, rahat ve güzel bir ev, arasından seçebileceğim bir sürü ders ve keyifli bir süreç. Hiç de öyle olmadı.

Kimse bana ilk arkadaşımla buraya gelişimden üç hafta sonra tanışacağımı, ulaşım kartımı alabilmek için 3 gün boyunca 1,5 saat sıra beklemek zorunda kalacağımı, almam gereken derslerin çoktan dolmuş olacağını veya odamı gelmeden ayarlamış olmama rağmen 3 hafta boyunca koltukta yatmak zorunda olacağımı söylememişti. Ben her şey Nijmegen’daki kadar kolay olacak sanmıştım. Oryantasyon aktiviteleri, birlikte akşam yemekleri yiyen öğrenciler, şehrin etrafında gezdiricek mentorlar… Hatta oryantasyon haftasında profesörlerimizle bile tanışmıştık. Burada bir sürü sorunla karşılaştıktan sonra aslında öğrenciler için Nijmegen’in ne kadar keyifli, alışması kolay ve eğlenceli olduğunu fark ettim. Ayrıca orada ne kadar mutlu olduğumu da. Tabii ki buaraya da zamanla alışacağım ve çok da keyifli zaman geçireceğim. Sadece insanın gerçekten bazı şeylerin değerini onları kaybettiğinde anlaması çok komik.

Bir sonraki blogda görüşmek üzere,

Kendinize iyi bakın,

Alara

Leave a Comment